Anayasa değişikliğinin az bir farkla kabul edilmesinin de bir meşruiyet tartışması doğurmayacağını vurgulayan Davutoğlu, yürütmenin yargı üzerinde kontrol kurduğu iddialarını şiddetle reddetti. Aksine yargıya dinamik bir sistem getirildiğini belirtti. AİHM'de Türkiye aleyhine 13 bin dava bulunmasından yakınan Dışişleri Bakanı, bu soruna mutlaka köklü bir çözüm bulunması gerektiğini vurguladı. Bakan Davutoğlu'nun referandum öncesi Zaman Gazetesi'nin İstanbul'daki merkezini ziyaret ederek gündeme ilişkin yaptığı değerlendirmeler özetle şöyle:
PENALTIYI GOLE ÇEVİRELİM
İKÖ'ye Türk genel sekreter seçildi, AB ile müzakerelere başladık, 2008'de BM'de en yüksek oyu aldık. Bunun sağlanabilmesi için iç politikada istikrar gerekiyor. Bizi ilgilendiren 13 Eylül sabahı dış politikada penaltıyı taça gönderen bir futbolcu gibi mi gözükeceğiz yoksa topu gitmesi gereken yere göndermiş biri gibi mi? Beni bu ilgilendiriyor.
Referandumda yüzde 51'e 49 olsa hiçbir meşruiyet sorunu doğurmaz. Demokrasi en nihayetinde bir prosedürle işliyor. Yani bir oy farkla bile geçmiş olsa sıkıntı olmaz. Meşruiyet tartışması doğurmaz. Ama ben psikolojik olarak da insanların bu konuda 'bu sonuç tartışmalı' diyemeyecekleri bir belirgin fark bekliyorum. Bu ne olur? Yüzde 55'in üzerine çıkar.
Bir gazetede gördüm. Eğitim seviyesi arttıkça 'hayır' oyu artıyor. Demek ki psikolojik saiklerle hareket eden bir eğitimli kesimimiz var. Oysa anayasa nesilleri kuşatmalı. Bu düşünülmedikçe anlamını kaybeder. Eğitimli nesil 'bu değişiklikler torunlarımı nasıl etkiler?' diye bakmalı. Şu çok net bilinmeli ki mevcut değişikliklerde uluslararası standartlar açısından rahatsız edici bir unsur yok. Ama yine de muhalefet bu süreçteki söylemleriyle yeni anayasa konusunda kendisini bağladı.
HEP MUHALEFETTE KALACAKLARINA İNANIYORLAR
Yürütme yargıyı kontrol altına alıyor deniliyorsa HSYK'nın şu anki yapısında bu kontrol çok daha fazla. Aksine bu değişiklikle bu kontrolde esneme var. Anayasa Mahkemesi'ne Meclis üç kişi seçecek. Sayıştay ve Barolar Birliği'nden gelen adaylar arasından. Meclis iradesinin burada dolaylı belirleyiciliği var. Bundan bile rahatsız oluyorsanız siz hiçbir zaman mecliste çoğunluk olamayacağınıza inanıyorsunuz demektir. Daimi bir muhalefet buna karşı çıkar. Sonuçta Meclis atayacak, hükümet değil.
Esasında birilerini tedirgin eden husus şu anki yargı sisteminin değişecek olması. Burası kapalı bir sistem. Yargıtay ve Danıştay üyeleri HSYK'yı seçiyor. HSYK onları atıyor. Bu özerklik değil. Bu, kurum içinde kasta benzeyen yapı, bir müddet sonra özerkliği ortadan kaldırıyor. Kapalı sistem oluştuğunda bir müddet sonra o yapı kendini korumaya çalışıyor. Kendini yenileyemiyor. Türkiye'de yargı alanında böyle bir sıkıntı var.
AİHM'DE KENDİ ÜLKEMİ MAHKUM EDECEĞİM!
AİHM ile ilgili müthiş problem yaşıyoruz. 13 bin tane dava var. Biz Dışişleri Bakanlığı'nın bütün faaliyet alanlarını kapatsak Adalet Bakanlığı'ndan bize gelen davalar için kendi elemanlarımızı buraya yönlendirsek bile çalışan sayımız buna yetmeyecek. "Nerden darbe yiyoruz biz?" bunu öğrenmek için 13 bin dosyanın tasnif edilmesini istedim. Kasım ayında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi başkanlığını devralıyorum. Yani mahkumiyet kararları benim önüme gelecek. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye'nin ihlalleri konusunda karar verecek komiteye başkanlık yapacağım. Bakıldığında verilen ihlal kararlarının bir kısmı yargının gecikmesiyle alakalı. Önemli bir kısmının yargının işleyişinden kaynaklandığını görüyorsunuz. Dolayısıyla yargı sistemine bir şekilde çare bulmak lazım. Ben hakimleri savcıları suçlamıyorum. Onların önünde de bir sürü dosya var. Daha hızlı işlerlik kazandırılan bir yapı olması lazım. HSYK'ya 1. kademe hakimlerinin katılması bir kere o yapıda bir dinamizme yol açacak. Katılımcı bir yapı her zaman dinamizmi ve verimliliği artırır.
YARGIYI ELEŞTİRİNCE MAHKUM OLUYORSUN
Hrant Dink için gönderilen savunma olayı yaşamadan önce Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'ın parti kapatmayla ilgili yazdığı makale nedeniyle hakkında verilen mahkumiyete yaptığı itiraz vardı. Bununla ilgili Adalet Bakanlığı'ndan gelen savunmayı okudum. Hemen geri gönderdim. Bu makale de ne var ki mahkum olmuş? AYM üyelerine dönük parti kapatılması kararlarına ilişkin sert bir yazıydı. Orada AYM üyeleri yerine akademisyenler veya siyasetçiler denilseydi hiçbir mahkumiyet kararı çıkmazdı. Hele hele siyasetçilerin eleştirilmeleri doğaldır diye taltif görürdü yazı. AYM üyelerini tenkit ettiğiniz zaman yine bir hakimin önüne gittiği için bir meslek dayanışması çıkıyorsa burada bir eksiklik var demektir.